Binboğa Efsanesi Çukurova’ da tükenen bir Yörük obasının yaşadıklarından
esinlenerek 1971’ de yazılmış bir romandır. 1971’ de Cumhuriyet’ te tferika
edildikten sonra aynı yıl kitap biçiminde yayımlanmıştır. 1984’ te sahneye
uyarlanmış, 1979’ da Fransa’ da “Yılın En İyi Kitabı” seçilmiştir.
Yaşar Kemal, eserin oluşumundan şöyle söz etmektedir: “Boğa bizim Çukurova
Türkmenin de döl bereketi anlamına gelir. Dünyanın birçok dilinde de böyledir
ya… Bir de bizim Toros dağlarının adı Binboğa dağlarıdır. Be bizim Toroslara
Toros denildiğini ilk olarak şehirde duydum. Çukuovalılar ya parça parça ad
verirler ya da Binboğa dağları derler…. Bu tükenen Yörük obası Koca Osmanlıyı,
Selçukluyu, daha nice nice devletleri kurmuşlardı. Kendi deyimlerince Osmanlının
babası olurlardı. Ve dölleri tükeniyordu, şu yeryüzünden namları, şanları
siliniyordu, yeni, başka bir şey oluyorlardı. Tükeniyorlar yeni bambaşka, belki
daha mutlu, belki daha mutsuz bir dünyaya uyanıyorlardı. Yepyeni bambaşka. Bu
belki de en gerçekçi romanımın adı. “Binboğalar Efsanesi’ nden başka ne
olabilirdi?”
a- Tema:
Yörüklerin doğayla yüzyıllardan beri kucak kucağa yaşamaları, kişilik ve
yaşantılarındaki saflık ve temizlik, çeşitli sanat dallarında eserler veren
sanatçılarımızı etkilemiştir. Böylece Yörükler Cumhuriyet döneminde bir çok
şiire, oyuna , filme, hikâye ve romana konu olmuşlardır. Bu eserlerden bir kısmı
onların iskândan önceki mutlu günlerini, bir kısmı da göçebelikten yerleşik
hayata geçerken çözülüşlerini tükenişlerini ve yok oluşlarını işler.
Binboğalar Efsanesi’ nde Karaçullu obasının göçebeliği bırakıp Çukurovaya
yerleşmesi çevresinde örülen olaylar, bir adamın yok oluşu işlenmektedir.
Yaşar Kemal bir Yörük Türkmen obasının son bulmasına son yıllarda tanıklık
etmiştir. Eski geleneklerle yeninin çatışmasını yıllarca obanın kişiliğinde
izlemiştir.
Bir oba dağılırken insanların durumunu, nasıl yerleştiklerini, nereye
gittiklerini, geride kalmış Türkmenlere, Türkmenliğe karşı tavırlarını, obanın
nasıl dağıldığını yazmıştır. Böylece “Binboğalar Efsanesi” ortaya çıkmıştır.
Yaşar Kemal bir yandan da çağın değişimini, yozlaşmayı, eşyanın göreceliğini
gerçekçi bir açıdan yansıtmaktadır.
_ Binboğalar Efsanesi’ nde üç boyutla karşılaşırız: “ Birinci boyut, Osmanlı
düzeninde geçer ve geriye dönüşlerle anlatılır. Bu kısadır. Çukurova iskânından
söz eder ikinci boyut bir Yörük obasının yaşantısıdır. Bu boyutta kökeni
İslamlık öncesi dinlerden oluşan töreler ve efsaneler gelişmiştir. Üçüncü uzantı
ise Cumhuriyet sonrası kent ilişkileridir. Aynı zamanda bu çizgide teknolojik
gelişmeyle birtakım gelenek ve göreneklerin yıkılımına da yer verilmiştir.
Yaşar Kemal, Yörüklerin en önemli özelliğini eserinde şöyle verir, “Bir
kayanın doruğunda birmiş bir ot nasıl inatla köklerini bert çinke taşlarını
sarmış tutunmuşsa, Aladağ yörüğü de öyledir.” (s.7). Bu insanların yüzyıllarca
süren göçebeliği, yerleşik hayata geçmelerini önlemiş, epeyce kayıplar
vermelerine, kan dökmelerine sebep olmuştur.
b- Olay Örgüsü
BE, başlarında özet niteliğinde parçalar bulunan 29 bölümdenoluşmuştur. Her
bölümün başında rastlanan özet, tekerleme niteliğindeki parçalar, basma halk
hikâyelerindeki “Bu, Kerem’ in Aslı’ ya aşkını anlattığıdır” biçimindeki konu
başlıklarını hatırlatmaktadır. Aynı başlıklara FSTK’ da da rastlanır. Yaşar
Kemal, bir görüşmede bu başlıklar hakkında şunları söylemiştir:
Yaşar Kemal, romanın baş tarafına M. Cevdet Anday’ ın:
Ağlar bu mezarlıkta Yörükler her gece
Bıkıp iri yıldızları davar sanmakta
Düşünür eski günleri… iskândan önce
Geride kalmanın hüznü yamanmış yaman
dörtlüğüne epigram olarak koymuştur.
Karaçullu obası uzun zamandır çektiği sıkıntı yüzünden Hıdrellez gecesinde
Hızır’dan Çukurova’da bir kışlak, Aladağ’ da ise bir yaylak vermesini
dileyecektir. Fakat o kutsal gecede oba üyelerinin her biri kişisel isteklerini
diler. Yıldızların kavuşmasını bir tek Kerem görür o da bir şahin ister. Kerem’
in bu arzusu sonradan gerçekleşecektir.
İkinci bölümde Karaçullu obasının geçmişi geriye dönüşle anlatılır. 1876’ da
Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki Yörükleri mecburi iskâna tabi tutarlar.
Yörükler direnir, çatışmalar çıkar, ölenler olur. Karaçullu obası Demirci Haydar
Usta’ nın babasının yaptığı bir kılıcı Binbaşı Ali Bey’e vererek iskândan
kurtulup yörüklüğe devam etmiştir. Ancak, aradan uzun yıllar geçmiş, Yörükler
artık kışlak bulamaz olmuşlardır.
Demirci Haydar Usta, tıpkı babası gibi bir kılıç yapıp dönemin beyinden
karşılığında bir kışlak istemeyi kurmaktadır. Diğer yandan Ceren’i Hasan
Ağa’nın oğlu Oktay’a verirlerse kendilerine Çukurova’dan kışlak verileceği
söylenmektedir. Fakat, Ceren buna yanaşmamaktadır, çünkü Halil’e sevdalıdır.
Kısacası, “Herkes Çukura inince geçen yılki gibi sürünmemek, rezil perişan
olmamak için bir şey düşünüyor, bir çare arıyordu. (5.56)
Kel Musa, Ceren’e sevdasından dolayı Osman Ağa’nın oğlu Fahri’yi öldürüp dağa
kaçmış Mustan’la Halil’i öldürmesi için görüşür. Mutsan yaralıdır. Kel Musa’ya
kendisini iyileştirirse Halil’i öldüreceğini söyler. Bir süre sonra Halil’in
kanlı gömleği obaya gelir.
Oba, Deliboğa hüyüğüne yerleşir. Derviş Hasan, buralar babamdan kaldı diyerek
Yörüklerden iki bin lira toprak kirası alır ve kasabanın kulübünde kumar
oynamaya oturur. Derviş hasan her Yörük obasına aynı şeyi yapmaktadır. Ardından
Fehmi Ağa da kira ister. Daha sonra Köse Ali Ağa, aynı yeri onlara on beş liraya
satmayı teklif eder. O da Yörükleri aldatarak üç bin liralarını alır. Yörükler,
Arzuhalci on beş yıldır bir çok kişinin yörüklerden bu şekilde para sızdırdığını
anlatır. Buna rağmen arzuhal yazdırmadan oradan ayrılmazlar.
Karaçullu obası, kendilerini Deliboğa’ dan çıkarmak veya bu yolla para
sızdırmak isteyenlere çok kavgalar ederler.
Bir yandan da resmi makamlara baş vururlar, ama sonuç alamazlar. Bu arada olan
Kerem’in şahinine olur.
Yanlızağaz karakolu uzatmalı onbaşısı, Kerem’in elinde gördüğü şahini oğluna
götürmek için ister. Yörükler oradan kaçan Kerem’in elinden zorla şahini alıp
onbaşıya sunarlar. Şimdi de Cennetoğlu ve köylüleri ve adamları bir gece obanın
çevresinde yangın çıkarıp obadakilere ateş açarlar.
Onuncu bölümden sonra (s. 114) olay örgüsü bir yandan Kerem’in şahinini
araması, Mustan’la :Halil’in maceraları çevresinde diğer yandan da obanın
başından geçenler çevresinde yürütülür. Haydar Usta, tamamladığı kılıcı Adana’
da oturan Ramazanoğlu’ na götürür. Karaçullu obası Çukurova’da epeyce bir süre
bir yere yerleşmeden dolaşır. Kendileri gibi perişan durumda olan Horzumlu
obasıyla karşılaşırlar.
Kerem ise, şahinini geri almak için Yanlızağaç köyüne giderek çocuklarla
arkadaş olur. Bir hileyle ve çocukların da yardımıyla onbaşının oğlu
Selahattin’in elinden şahinini alıp kaçmayı başarır.
Bu arada Halil’le Mutsan dağlarda karşılaşmıştır. Mutsan, daha önce tanıdığı
Çoban Resul’ a, kendisi yaralıyken kötü davrandığı için epeyce işkence eder.
Öldüreceği sırada ona acıyarak yanına alır. Halil, onlara katılınca Mutsan, bu
kez de Halil’ i öldürmek ister, fakat yapamaz. Resul’a öldürtmek ister. Resul
ise, Halil’i değil, Mustan’ı öldürür.
Haydar Usta, kılıcı RamazanoğluHurşit Bey’e, o ilgilenmeyince Hasip Ağa’ ya
götürür. Ondan da sonuç alamayınca bu kez de İsmet Paşa’ ya götürmeye karar
verir, Ankara’ nın yolunu tutar.
Karaçullu obası, Sarıçam’a geldiğinde 60 çadırdan 49’ a inmiştir. 11 ev
obadan ayrılıp başının çaresine bakmıştır. Oba, yavaş yavaş dağılmaktadır.
Vaktiyle iki bin çadırlık Karaçullu obası, bir avuç kalmıştır. Sarıçam’da birkaç
gün kalan oba biraz kendini toplamıştır ki,bu kez de çevredeki köylülerin
saldırısına uğrar. Epeyce kavgalar olur. Kaymakam ve jandarmaların müdahalesiyle
oba, oradan da kaldırılır.
Bu olaydan sonra 38 çadır kalmıştır koyunları da oldukça azalmıştır. Hemite
dağında bir koyuğa yerleşirler. Süleyman Kahya, obadaki kadınların son
altınlarını da alarak eski kışlakları Akmaşat’ ı geri almak için Derviş Bey’ e
gider daha önce Sabit Ağa’nın başına gelenleri hatırlatan Derviş Bey,
oğullarını da bahane ederek Akmaşat’ tan toprak veremeyeceğini belirtir. Sabit
Bey’i yer verdiği yörükler linç etmiştir.
Öte yandan Ankara’ ya gidip İsmet İnönü’ yle görüşen Haydar Usta, kılıç
takdim eder, ama ondan sadece “Çok güzel, çok güzel” karşılığını alır. Haydar
Usta obaya döner, Kerem de gelmiştir. Kılıcı ocağa koyup dövmeye başlar, onu
yuvarlak ve ne olduğu belirsiz bir sembol haline getirinceye kadar döver. Daha
sonra da ruhunu teslim eder . Hemite dağına gömerler. Kerem de şahini serbest
bırakır. Obayı da dağda da rahat bırakmazlar. Çevredeki köylüler üzerlerine kaya
yuvarlar.
Nihayet Ceren’ i Oktay’ a vermeye razı olurlar. Bunun karşılığında Oktay
Bey’in babasının çiftliğine yerleşeceklerdir. Fakat Oktay’ın babası buna razı
olmaz . bu sırada Halil, obaya döner. Obadakiler onu vurmayı planlar. Ceren,
Halil’ in çadırına gelir ve birlikte kaçarlar.
İlkbaharda Hıdrellez günü yeniden gelmiş , Karaçullu obası, 60 çadırla
gittiği Çukurova’ dan 35 çadırla Aladağ’ a dönmüştür. Halil ile Ceren de obaya
katılır. Bu gece yine herkes bir dilekte bulunacaktır. Obadakiler Halil ile
Ceren’ i Taşbuyduran pınarında sıkıştırırlar. Çatışmada Halil ölür. Sonuçta
Süleyman Kahya, Halil’in beylik çadırını, obanın davul, tuğ vb. beylik
alametlerini yakarak Karaçullu obasını tarihe gömer.
Binboğalar Efsanesinin olay örgüsünü şöyle
tablolaştırabiliriz:
I. Yüzyıllar boyunca göçebe olarak yaşayan yörüklerin XIX. yüzyılda mecburi
iskâna tabi tutulmaları.
II. İskândan sonra yörüklüğü sürdüren Karaçullu obasının çağın ve şartların
değişmesiyle sıkışması, kışlak arama macerası.
III. Obanın Çukurova’ da yakılmasıyla kurtuluş çareleri aranması dönemi:
a) Kerem’in hikâyesi,
b) Haydar Usta’nın hikâyesi,
c) Karaçullu obasının hikâyesi,
d) Halil’le Mustan’ ın hikâyesi,
e) Halil’le Ceren’in hikâyesi,
IV. Obanın yeniden Aladağ’ a dönmesi, Halil’ in vurulması ve beylik
alametlerinin yakılarak yok edilmesi.
BE, Yörüklerle temelde karşı güçler adı altında toplayacağımız kişiler
arasındaki çatışmaya dayanmaktadır. Anadolu’ya geldikleri günlerden beri
Yörüklerin istediği göçebeliğin bir özelliği olarak baharda yaylaya çıkmak,
kışında ovaya (bu eserde Çukurova’ya ) inmek, bir kışlağa yerleşmektir. Bu kral
XIX. Yüzyıldan sonra değişen çağa uygun olarak bozulmaya başlar. Çünkü devletin
isteği de yörüklerin belli yerlerde iskân edilerek yerleşik hayata geçmelerini
sağlamaktır. Böylelikle onları kontrol etmek, vergi ve asker olmak
kolaylaşacaktır. Bu yüzden 1865’ de başlayan iskân etme buna uymama mücadelesi
BE’ de son temsilcileri anlatan Karaçullu obasında 1940-1950 dönemine kadar
sürmüştür. Geçen zaman içinde Yörüklerin büyük bir kısmı toprağa yerleşmiştir,
ama Karaçullu obası gibi bunu çeşitli sebeplerden veya kendileri istemediğinden
dolayı gerçekleştirememiş olanlarda vardır.
Diğer bir çatışma Çukurova’ya daha önce yerleşmiş olanlarla Yörükler
arasında ortaya çıkmaktadır. Bunlar iskân edildikler, paylaştıkları veya çeşitli
yollarla sahiplendikleri topraklarına, ekinlerine zarar verdikleri gerekçesiyle
Yörükleri sokmak istememekte veya onların yerleşebilecekleri topraklar
karşılığında para, koyun vb. şeyler yada kızlarından biriyle evlenmek
istemektedirler.
Karaçullu obasının ise, bütün bu şartlar altında yaşamlarını sürdürmek gibi
bir önemli endişeleri vardır. Bu yüzden sürekli çatışma olmaktadır.
c) Zaman
BE, iki bahar arasında geçen bir yıllık süre içinde Karaçullu obasının
çektiği, yaşadığı sıkıntıları işleyen bir romandır. Bir yıllık olay zamanı,
geriye dönüşlerle bir yandan XII. yüzyıldan başlayıp XIX. yüzyıla kadar devam
eden iskândan önceki uzak geçmişe , bir yandan da 1876’ da başlayan mecburi
iskândan sonraki yakın geçmişe uzanmaktadır.
Yaşar Kemal’ in Çukurova’daki Yörük obalarının 1940-1950 dönemindeki
yaşantısına tanıklık ettiğini yazılarından anlıyoruz. Bu eserde Karaçullu
obasının tükendiği son günleri reel zaman olarak kullanılmıştır:
“Olan 1940 kışında oldu. Aydınlılar Çukurova’ya inince ne görsünler.,
sürülmemiş bir karış toprak parçası bile kalmamış. Değil hayvan otlatacak, bir
tek çadır kuracak yer bile kalmamış. Aydınlı göçebesi, Türkmeni gün gün
sıkışmıştı ama böyle bir şeyle karşılaşacağı hiç aklına gelmemişti. Artık ‘Ali
Paşa Fermanı’ sökmez olmuştu.” (s.78) açıklamasından da anlaşılacağı gibi
Yörüklerin 1950’ye kadar süren macerası işlenmişti.
Karaçullu obasının macerası, Hıdrellez kastedilerek söylenen, “Bu gece beş
Mayısı altı Mayısa bağlayan gecedir.”(s.15) ve bahar gözünü daha yenile
açıyordu.” (s.9) cümlelerinden anlaşıldığı gibi, bir ilkbaharda başlamış, ertesi
yılın yine bir Hıdrellez gününde sona ermiştir.(s.257)
Romanın ilk 40 sayfası Hıdrellez gecesinde yaşanan olaylar çevresinde
dönmüştür. İkinci bölümde (s.42-45) Türkmenlerin 1976’dan başlayarak olay
zamanına kadar geçen sürede Osmanlılarla kavgaları, zorla iskânları, zorla
iskânları, buna başkaldırmaları, ve bir yolunu bulup Yörüklüğü nasıl
sürdürdükleri geriye dönüşle özetlenir.
Karaçullu obasının bir yıllık macerası, eserdeki zamanı belirleyen cümlelerle
izleriz:
“O baharı, o yazı Karaçullular Aladağ’da binbir sıkıntı içinde geçirdiler.”
(s.46)
“Derken güz geldi çattı.” (s. 47)
beşinci bölümde Deliboğa hüyüğüne yerleşildiğinde Ekimin sonu gelmiştir.
Derviş Hasan Mayısa kadar sekiz aylık süre için onlardan sekiz bin lira
istemektedir. 29. bölümde (s. 297-298) sekiz ay geride kalmış, oba yeniden
Aladağ’a gelip konmuştur.
ç. Mekan
BE’ de Toroslar ve Çukurova’ dan seçilen çeşitli mekanlar kullanılmıştır.
Demirci Haydar Usta’ nın kılıcı vermek üzere Ankara’ ya gitmesi üzerine bir kez
bu mekanın dışına çıkılmıştır.
Eserin ilk dört bölümünde mekan Aladağ’dır (s. 7-66). Beşinci bölümde (s. 66)
oba, Hemite dağı çevresinde Deliboğa hüyüğüne yerleşir. Bundan sonra Çukurova’
da çeşitli yerlerde dolaşıp bir türlü kışlak bulamazlar. 19. bölümde (s.
209-224) gelir ve romanın sonunda yeniden Aladağ’a döner (s.239-246) gelir ve
romanın sonunda yeniden Aladağ’a döner (s.297-304).
Bu eserde de Yaşar Kemal, konu gereği açık (geniş) mekanlara ağırlık
vermiştir. Yörüklerin işlenebileceği bir romanda açık mekanların ağırlık
taşıması doğaldır. Dolayısıyla dağ yamaçları, koyaklar, pınar başları sık sık
adı geçen yerlerdir.
d. Bakış Açısı ve Anlatıcısı
BE’ de hâkim bakış açısı ve yazar-anlatıcı uygulanmıştır. İç monologlara
büyük bir yer verilmiştir. Müslüm’ ün (s.16 bak), Kerem’in (s.130-35) ve Mustan’
ın içinden geçirdikleri, düşündükleri, hatta kendi kendileriyle tartışmaları,
çözüm yolları arayışları genellikle iç monologlar aracılığıyla yansıtılmıştır.
“Vakt erişti güzelim. Vakt erişti dünya güzelleri. Ben biliyorum.
Yaşıtlarımdan hiç kimse kalmayalı yirmi yıl oluyor. İşte geldik gidiyoruz. Şen
olasın Halep şehri, demişler. Şu pınar kadar, şu yıldızlar kadar, şu çınar ağacı
kadar bile olamadık.” (s.26)
Geleneksel halk hikâyeciliğinin anlatım tarzından sonuna kadar yararlanmanın
yollarını arayan Yaşar Kemal, eserin birçok sayfasında adeta bir halk hikayesi
anlatıcısı, bir meddah gibi hareket etmiştir:
“Halil’i öldürmek hırsı olmasa Musacık Mustan’ a böylesine bakmazdı. Kitaba
el basarım ki bakmazdı. Ulan Kel Musacık alacağın olsun.”(s.163)
Yaşar Kemal’in bu romanda kullandığı bir leit motif vardır:
“Horasan’dan geldik sırtımızda uzun şefleler…”(s.63)
“Horasan’dan geldik, Horasan erenleri. Ellerimizde teber kılıç.” (s.65);
“Kalktık Horasan’dan sökün eyledik. Parlar omzumuzda uzun şefleler.”(s.284)
gibi cümleler çeşitli sayfalarda tekrarlanmıştır.
e. Şahıs Kadrosu
Bu eserde baş kahraman bir kişi değil, bir obadır, desek yanlış olmaz. Çünkü,
belli bir kahramandan çok oba üyelerinin her biri üzerinde ayrı ayrı durulmuş ve
sadece biri veya birkaçı ön plana çıkarılmamıştır. Bu kişilerin her birinin
macerası da hem obanın genel sorunları doğrultusunda hem de sadece kişiyi
ilgilendiren boyutuyla işlenmiştir. Haydar Usta’nın yaptığı kılıcı birilerine
beğendirip karşılığında toprak almak hem kendi hem de obanın tümünün
problemidir. Halil’le Ceren’in aşkı sadece ikisini değil obanın tümünü
etkilemektedir.
Bütün bunlara rağmen Binboğalar Efsanesi’nde en çok durulan kişiler, oba
üyelerinden Haydar Usta ve Kerem, Halil ve Ceren, Süleyman Kahya ve Fethullah;
Mutsan, oba dışından ise Yanlızağaç karakolu uzatmalı onbaşısı Nuri ve Oktay
Bey’dir. Romanın başlıca kişileri bunlardır.
Kişilere cinsiyet açısından baktığımızda kadınlardan sadece Ceren’in ön plana
çıktığını obanın diğer kadınlarının ise ikinci planda kaldığını görürüz.
Erkekler her zaman olduğu gibi çoğunluktadır. Yaşar Kemal, yediden yetmişe her
yaştan insana yer vermiştir. Dolayısıyla Kerem ve dedesi Haydar Usta, uyumlu bir
ikili oluştururlar.
Romandaki kişileri sosyal durumlarına göre dört kümede
toplayabiliriz:
- Yörükler: Haydar Usta,Süleyman Kahya,
Halil, Fethullah, Mutsan, Müslüm, Koyun Dede, Rüstem, Ceren
- Eşraf ve Beyler: Oktay Bey, Derviş Hasan,
Fehmi Ağa, Ramazanoğlu Hurşit Bey
- Bürokrat ve Yöneticiler: İsmet İnönü,
Kasım Gülek, Kaymakam, jandarmalar ve Nuri onbaşı
- Aydınlar: Arzuhalci Kör Kemal
Kişileri, bir de oba üyeleri ve bunların dışındakiler olarak
sınıflandırabiliriz. Oba dışındaki kişilerden çoğu yörüklere cephe almış,
onların içinde bulundukları sıkışık durumdan bir şeyler sızdırarak yararlanmaya
çalışmaktadır. Roman boyunca Yörüklere yardımcı olan ve onların sorunlarıyla
ilgilenen, yol gösteren bir tek kişi vardır: arzuhalci Kör Kemal.
Yaşar Kemal, bu kişinin kim olduğu konusunda hiçbir açıklama yapmış
olmamasına rağmen bunun kendisi olduğu kuvvetle hissedilmektedir. Yazar böyle
bir arzuhalciye Akçasazın Ağaları dizisinde de Arzuhalci Ali Efendi tipiyle yer
vermişti. Buradan da anlaşılacağı gibi Yaşar Kemal’in roman ve hikâyelerinde
önemli biyografik öğelerden yararlanma söz konusudur. Romanın en canlı tipleri
Demirci Haydar Usta ve Kerem’ den sonra Halil ve Ceren’ dir. Halil, Aslında oba
beyidir, ama ortada oba kalmamıştır ki, beylik de olsun Halil, bilindiği gibi
romanın sonunda öldürülür ve beylik alametleri de yakılır. Ceren, obası uğrunda
kendini ve aşkını feda etmek gibi zor bir çatışma içerisindedir. Obası için
fedakarlığa da katlanır. Fakat bütün bunlara rağmen mutluluğu bir türlü bulamaz
ve sonunda Halil’ini de kaybeder.
|